poem
yaşayan ölü
Arzularım kudurmuş bir farenin ki kadar temiz,
Duygularım dikenli tellere takılmış gibi,
Kuş kafesindeki bir fil gibi özgürüm,
Hayatı ölürcesine yaşıyorum.
Kabarmış kirlerin altındaki benim,
Islanmış uyuz bir kediden daha iyi tutuyorum hayatı,
Tırnak ucuyla kazanıyorum kalpleri,
Kendimi yaşarcasına ölüyorum.
Susuzluğum siyah taburenin yıpranmış ayakları gibi eski,
sıradan sanki hep var.
Senden sonrada açtım ben sevgiye siyah taburenin ayakları kadar.
Ben hep eksiklik duydum eziklik değil siyah taburenin ayakları gibi.
Ama anladım siyah tabureden bir ayak kırıldığında,
Ben siyah tabureden daha eskiyim, sıradanım ve hep varım.
Hani benzetmek gibi olmasın,
Sen bensiz ceza almış bir köpek gibi,
Ve yağmurun altında terkedilmiş.
Yalnızca ben duyarım sesini,
Ben işitirim parçalanmış sesindeki,
Hıçkırık dolu çığlıkları.
Ben silerim alnındaki izleri,
Hiçbir zaman değişmez,
Gerçeğin yüzü, yalnızca ben,
Ben görürüm silinmeyen izleri.
Elinden tutmaya korkarım,
Canım yanmasın diye mi?
Sende istemezsin beni,
Geçmişten gelen acınla,
Vahşice ürkütmeyi.
Kızgınım senin umutlarına,
Dargınım bana olan aşklarına,
Sen misin volkanlara yem eden,
Sen misin bütün bunların sebebi,
Küskünüm senin yarınlarına.
Vurgun yemiş sevgileri ben taşıdım,
Bir ömür boyu felç oldu,
İçinde seni taşıdığım göz bebeklerim,
Bir asır sürer şimdi yalnızlığın,
Hiç kalır seninkinin yanında,
Benim yalnız öksüzlüğüm.
Hayır gösterme dişlerini,
Vurma kendini yerden yere,
Henüz vakit dolmadı,
Dolunay tamamlanmadı,
Sen artık bir hiç uğruna parçala,
Sorma hiç duyan olmamış,
Katranlı, ağır, soğuk, karanlık yılları....
***
Gökyüzünü parçalayan sesim, haber olup delmiş yine dağları.
Sonsuzluktan gelen duygular sarmış yine beni sen geleceksin.
Şımardım yine ufacık bir menekşe gibi sesim çocuksulaştı.
Ben yine bekleyeceğim sana binlerce kez elveda elveda demeyi.
Şımardım yine gülen güneş, yağmur ağlayan bulutlar gibi,
Sonra yine kanunun telleri arasından süzülerek döneceksin,
Gökyüzünden haber alıp gerçek mutluluğa tapan çocuklar gibi.
***
Masal kokan rüyaların olsun,
Bana yakın komşuların,
Beni soran dostların olsun.
Güneş benim yüzüm,
Yıldızlar gözlerim olsun,
Sırf hatırla diye o gün bıraktığım karanfili,
Kapına binlerce gül bırakanların olsun.
***
Hayatın kemiğini tutmakla hüküm giydim,
Yalnızlık karalamakla, korku çizmekle,
Karaları işitip, siyahları duymakla,
Vicdansız sevip, acıya aşık olmakla,
Kötülüğü ders alıp, okur yazar olmakla,
Zindanlarda sevişmekle geçti günlerim.
“BİTTİM”
Gözlerimden süzülen damlaların içinde gülmekten,
Garip bakışlarımın arasında kıskanmaktan,
Haykıran kahkahalarla, haykıramadan ağlamaktan,
Ve niceleri aklıma takılanlardan bıktım.
Ardıma bakmadan kaçarken geri dönmek istemekten,
Gizlice saklanırken yakalanma isteğinden,
Sonsuza kaçışın yolundayken sınırlı çizgilerden,
Her zaman korkakça arkama bakmaktan yettim.
Çizgileri geriye doğru sileceğimi sanmaktan,
Yarattığımı bir bakışta bozup fırlatmaktan,
Aklımı delicesine, deliliği zekicesine,
Ölümü göze alırcasına kendimden korktum.
Benden uzaklaşanları ben yine de kendime çektim,
Bana yakın olanlara kendimden ödün verdim,
Hep bir iyilik peşindeyken ben kendimi kurban ettim,
Ve niceleri üstüme geldiğinde ben bittim.
***
Hüznümü delen gecede yağmurla ıslandı sözlerim,
Hasret ayazım oldu kabusumda üşüdüm.
Matemi içime, ruhumu dışıma fırlattım bu gece,
Mahalle aşk kokuyor,
Gönlümü ateşe verdim, yansın, bitsin bu gece.
İS...
Haykıran kırbaçların sesi melodi olmuştu ruhuma deva,
Vokalde, yere düşen kan damlalarının soğuk yankılı sesi,
Havlayan kuduz köpeklerin ürkekliği üzerime çökmüştü,
Issız tan ağardı derken zaman gülüp geçti karardı hava...
Küçük bir kız çocuğunun bedeninden ayrı duran kafası,
Çizgili pijaması üstünde, neşterle parçalanmış birer birer,
Işığı unutmuş gözlerimden artık senin için kan akıyor,
Sebebi sadece sen değilsin gerçekten acıtıyor çekilen miller.
Ulumak artık haz veriyor ruhuma, bedenime,
Kan içmek, zehir solumak seni özletiyor bana,
Susuzluğumun öfkesisin sen,
Bir yudumda içmek için şarap ol karış saf menime.
***
Zamanı senin için durdurabilseydim, bir kerecik kendime izin verirdim…
Hasretime yol verir, bekli de sana merhaba derken sevinirdim, belki yanağına küçük bir dokunuştur, belki de ince bir sızıyla fısıldadığım nağmelerde uyurken ben hayalinle, öptüğümü sanırdım, okşadığımı, gözlerine baktığımı…
Sen geleceksin derdim, mutlu olurdum, yüzüm gülerdi kimi zaman, işte o zaman, sen geleceksin derdim…
inceden hüzzam olmuş, yanında meze giderim türkülerin…
Hani dönerdin, ben gittim be gülüm derdim, işte o zaman ağlardım be gülüm…
Hani vardın, sen geldim derdin ama ben yoktum işte o zaman susardım be,
Susardım susuzluğuna, korkularıma, arzularıma ama ağlamazdın be gülüm…
Ağlarsa anam ağlar gerisi yüreğim ağlar…
Be gülüm, sen misin dönen, sen misin giden, sen misin gelen, sen misin bitti diyen…
Be gülüm, beyaz mısın?, sarı mı?, kırmızı mı? Ama bilirim pembe değilsin…
Be güzelim söyle…dert misin? Değil misin? söyle, aşk mısın?, hüzün mü?, öt bülbülüm dile gel de…
Sen söyle…
Zaman mısın? An mısın? Rüya mı? Gerçek mi?
Artık üzme be gülüm.
Mavide boğulan, ben miyim? Yoksa ruhum mu? Bedenim yüzme bilmez… Kalbimi seyir eyle… sefasını sür… ama söyle… Aşk mısın? Hüzün müsün? Gez bülbülüm…
Sen söyle…
Yasak mısın? Helal misin? Sen söyle… Öt bülbülüm dile gel de sen söyle…
Aşık mısın? Değil misin? Sen söyle…
***